Tedric Nedir? Edebiyat Örnekleriyle Anlatılacak Bir Konu
Günümüzde “Tedric” kelimesi, belki de en az duyduğumuz, en az merak ettiğimiz kelimelerden biridir. Fakat, bu kelimenin edebiyat dünyasında ne denli önemli olduğunu fark etmek, yazın dünyasına olan bakış açımızı değiştirebilir. Tabii, bu yazıyı yazarken ben de biraz düşüneyim dedim. “Tedric nedir?” sorusunu sorgularken bir anda kendimi sokakta arkadaşlarım ile sohbet ederken buldum, bir anlık dalgınlıkla bu soruyu sordum ve tam o anda hayatımda hiç yapmadığım kadar çok espri yaptıktan sonra anlamını buldum! Ne demiştik? İşte tam bu nokta!
İzmir’de yaşayan bir genç olarak, komik bulduğum her şeyi arkadaşlarımla paylaşmak benim için bir rutin haline geldi. Ama bazen ne kadar gülsem de, içeride bir yerde derin derin düşünmeye başlıyorum: “Acaba bu ‘Tedric’ gerçekten bu kadar esprili bir kelime mi? Anlamı derin mi?” Her şeyin bir derinliği olmalı, değil mi? Eh, biraz derinliğe inelim o zaman.
Tedric Nedir?
Tedric kelimesi, Arapçadan Türkçeye geçmiş olan bir sözcük ve anlamı “zamanla birikme” veya “yığılma” olarak açıklanabilir. Duyduğunuzda aklınıza ilk olarak ne geliyorsa, aslında biraz farklı bir bakış açısına sahip olduğunuzu anlayabilirsiniz. Çünkü bu kelime, pek de sık karşılaştığımız bir sözcük değil. Edebiyat bağlamında ise “tedric” kelimesi, zamanla birikmiş bir olay ya da durumun, yavaşça bir başka duruma dönüşmesini ifade eder. Burada da tam olarak “geçiş” fikri devreye giriyor.
Bunu bir örnekle açalım. Düşünsenize, bir sabah uyanıyorsunuz ve hayatınızdaki her şeyin yavaşça değiştiğini fark ediyorsunuz. Hiç de fark etmemişsiniz ama birikmiş bir değişim var. İşte, tam o anda Tedric devreye giriyor. Zamanla biriken şeylerin etkisi birdenbire size gözle görülür bir şekilde yansıdığında, bu aslında bir tedric durumu olabilir. Hızla gelişen olayların arkasındaki tedric sürecini fark ettiğinizde, edebiyat da işte tam o noktada bir anlam kazanıyor.
Bir bakıma, hayatta her şey yavaşça birikerek bir noktaya ulaşır, ama fark etmezsiniz. Tıpkı sabah kahvesini içtikten sonra bir anda arkadaşınıza “Bir dakika, hayatımda ne oldu böyle?” dediğinizde fark edersiniz.
Tedric Edebiyatında Birikim ve Geçiş
Edebiyatın temellerinde bazen ince bir birikim vardır, bir yığılma, bir artış. Sadece tek bir kelime ya da cümle değil, zamanla gelişen bir anlatım şekli. Bunu Türk edebiyatında en çok gördüğümüz isimlerden biri olan Halit Ziya Uşaklıgil’in eserlerinde gözlemleyebiliriz. Halit Ziya, romanlarında zamanla biriken olayları ve karakterlerin iç dünyalarını tedricen anlatır.
“Aşk-ı Memnu” romanında da bunun örneklerini görmemiz mümkün. Mesela, Bihter’in içindeki karanlık duygular birikmeye başlar, zamanla daha fazla ortaya çıkar ve sonunda patlak verir. Bu birikim yavaş yavaş gelişen bir tedric sürecidir. Olayların başlangıcı ile sonu arasındaki geçiş, tedricin çok güzel bir örneğidir.
Hatta bu durum, bazen insanın içsel yolculuğunda da gözlemlenebilir. Bir gün, “Bu kadar çok espri yapıyorum, acaba başka bir şeye mi yöneleceğim?” dediğinizde bile, birikmiş bir tedric düşüncesi sizi başka bir yöne çeker.
Bir Kahve Molasında Tedric
Yazarken, düşündüm de… Bazen, bir yazı yazmak ya da bir kahve içmek, hayatımızda başka bir şeye dönüşebilir. İşte tam burada Tedric devreye giriyor. Bir kahve molasında “Tamam, bir günümü daha harcadım” derken, birikmiş bir düşüncenin sonucunda asıl soruyu sormaya başlarsınız: “Bu kadar zaman nereye gitti?” İşte, tedric dediğimiz şey tam da burada yavaşça birikmeye başlıyor.
Mesela, bir gün arkadaşlarınızla akşam buluşmaya karar verdiniz. O sırada herkes espri yapıyor, gülüp geçiyorsunuz, ama içten içe o kadar çok şey birikmiş ki, bir anda “Aman Tanrım, ben niye hala bu kadar fazla şaka yapıyorum?” diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Tabii, arkadaşlarınızın yanına gelip, neşeyle gülüp “Benim için kahve şart” dedikten sonra bir süre içsel bir sükunet dönemi başlıyor. Ama işte, bu birikmiş düşüncelerin sonunda, akşamın sonunda, birikim o kadar derinleşiyor ki, bir anda işinize yarar bir komik yorum yapmaya başlıyorsunuz.
Tedric’in Duygusal Yansıması
Hadi bunu biraz daha derinleştirelim. Tedric, sadece olayların geçişi değil, duygusal bir geçiş de olabilir. Yavaşça biriken duygular, insanın iç dünyasında kendisini gösterir. Bazen, çok sevdiğimiz bir şarkıyı her dinleyişimizde, bir parça daha anı biriktiririz. Ya da bir ilişkiyi her gün aynı şekilde yaşadığımızda, olayların yavaşça değişmeye başladığını fark ederiz.
Bir gün, bir arkadaşınıza “Ya, ben seni sevmiyorum ama işte… nasıl diyeyim? Aslında seni seviyorum ama duygusal birikim fazla olmuş olabilir, haberin olsun” diyorsunuz. İşte bu da tedricin yavaş yavaş gelişen, fakat patlayan bir başka örneği!
Tedric’i Mizahi Bir Yöntemle Anlamak
Biraz daha eğlenceli olmak gerekirse, tedric’i mizahi bir yaklaşımla da ele alalım. Şimdi, normalde tam bir esprili insan olarak, insanların hayatlarındaki her şeyi bir şekilde eğlenceli bir şekilde anlamaya çalışırım. Ama işin aslı şu ki, ben aslında çok fazla şeyi kafama takarım. Gerçekten! Bazen bir espri yaparken bile iç sesim devreye girer, “Aa, yanlış bir şey söyledim mi?” diye düşünürüm.
Mesela geçen gün, arkadaşlarımla birlikte pizza yedik. Tam her şey yerli yerindeydi, pizza geldi, soğuk içecekler servis edildi, bir de ne olsun? Gözümde aniden bir tek şey belirdi: “Ya, pizza neden hep aynı lezzette olur? Acaba yıllardır birikmiş bir tat var mı bu pizzada? Bu tedric bir durum mu?” Yani, pizza her zaman pizza olsa da, içimde biriken düşünceler onu yavaşça değiştirebiliyordu.
Sonuç
Tedric, her ne kadar kulağa karmaşık bir kelime gibi gelse de, aslında hayatın içinde çok fazla örneği olan bir kavramdır. Zamanla biriken her şey, küçük birikimlerin sonucu olarak karşımıza çıkar. Bu yazı da tıpkı bir tedric gibi; başta anlamadığınız, fakat birikimlerle sonunda kafanızda güzel bir şekil alan bir yazı oldu. Bu, hayatın her alanında böyledir: Yavaşça birikir, birikir ve sonunda farklı bir şeye dönüşür. Kim bilir, belki bir gün, pizza yerken bir anda kafanıza dank eder: “Tedric işte tam da bu!”