İçeriğe geç

Üstün yetenek ve üstün zeka aynı şey mi ?

Üstün Yetenek ve Üstün Zeka Aynı Şey Mi?

İstanbul’un kalabalık sokaklarında, insanların hayatlarını bir arada sürdürmeye çalışırken, bazen sadece birkaç saniyelik bakışlar bile size çok şey anlatabilir. Bir sabah, sabahın erken saatlerinde metrobüs durağında gördüğüm bir sahne, “Üstün yetenek ve üstün zeka aynı şey mi?” sorusunu derinlemesine düşünmeme neden oldu. Önde duran, çocuklarını okula yetiştirmeye çalışan, o telaşla tütün tarlasında çalışan bir çiftin arkalarında duran, donuk bir şekilde okuma kitabına dalmış genç bir adam vardı. Bu sahne, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin bu iki kavramla nasıl iç içe geçtiğini düşünmeme vesile oldu.

Çokça konuşulan bu iki kavram, yani üstün zeka ve üstün yetenek, bazen karıştırılıyor. Ama asıl mesele, bu kavramların toplumsal hayatta nasıl farklı şekilde algılandığı ve kimi gruplar için bir fırsata, kimisi içinse bir engel oluşturduğudur. Hadi bunu daha derinlemesine inceleyelim.

Üstün Zeka ve Üstün Yetenek Arasındaki Farklar

Üstün zeka, genellikle bilişsel bir kavram olarak karşımıza çıkar. Yüksek IQ seviyeleri, hızlı öğrenme, soyut düşünme yeteneği gibi özelliklerle tanımlanır. Ancak üstün yetenek daha geniş bir kavramdır. Bu, sadece bilişsel becerilerle sınırlı olmayıp, sanatsal, liderlik veya sosyal beceriler gibi birçok farklı alanda kendini gösterebilir. Zeka, doğrudan testlerle ölçülebilen bir şeyken, yetenekler çok daha subjektif bir değerlendirmeye ihtiyaç duyar.

Peki, neden bu iki kavram bazen karıştırılıyor? Çünkü toplumsal algılar, bazı yeteneklerin daha değerli olduğunu gösteriyor. Sokakta gözlemlediğim kadarıyla, çok başarılı bir bilim insanı veya mühendis, çoğunlukla “daha zeki” olarak görülürken; müziğe veya sanata yeteneği olan birinin bu kadar takdir görmediği durumlar olabiliyor. Çoğu zaman, özellikle toplumsal cinsiyet bağlamında, bu farklar çok daha belirgin hale gelir. Örneğin, bilimsel başarılar genellikle erkeklerle ilişkilendirilirken, sanatsal başarılar daha çok kadınlarla ilişkilendirilir. Bu durumu özellikle toplumumuzda kadınların STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik) alanlarında daha az temsil edilmesiyle gözlemlemek mümkün.

Toplumsal Cinsiyet ve Üstün Zeka

Kadın ve erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerine dayalı olarak farklı şekilde değerlendirilmesi, üstün zeka kavramını etkileyen önemli bir faktördür. Örneğin, bir erkek mühendislik alanında başarılı olduğunda, bu başarı genellikle onun üstün zekasına bağlanır. Ancak bir kadın, aynı alanda benzer bir başarıyı elde ettiğinde, onun “daha fazla çaba harcayan” veya “çok çalışan” biri olarak görülme ihtimali yüksektir. Yani burada, başarılar cinsiyete dayalı olarak daha farklı şekillerde yorumlanıyor. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştiriyor ve kadınların zeka ve yetenekleri genellikle daha az değer görüyor.

İstanbul’daki iş yerimden bir örnek vereyim. Bir süre önce, ofis toplantısında bir kadın mühendis arkadaşım, projede bir sorunu çözen bir öneride bulundu. Birkaç dakika sonra, erkek bir meslektaşım aynı öneriyi tekrar ettiğinde herkes başını sallayarak onay verdi. O an, kadının zeka ve yetenekleri çoğu zaman daha az takdir ediliyordu ve bu yalnızca profesyonel hayatla sınırlı değildi. Çocukluk çağında bile, erkek çocukları “daha zeki” ve “daha yaratıcı” olarak görülürken, kız çocuklarının bu özelliklere sahip olacağı çok daha nadiren düşünülüyor.

Çeşitlilik ve Üstün Yetenekler

Üstün yetenek, sadece belirli alanlarla sınırlı olmayan bir kavramdır. Çeşitlilik bu noktada devreye giriyor. Toplumda, zeka ve yetenekler genellikle belirli kalıplara sokuluyor. Bir çocuk, okuldaki sınavlarda başarılı olduğunda genellikle “zeki” olarak tanımlanır. Ancak bir çocuğun müzikle ilgili veya sanatsal bir yeteneği olduğu zaman, bu özellik daha az takdir edilir. Oysa, üstün yetenek, sadece akademik başarılarla sınırlı değildir.

Toplumsal cinsiyet ve ırk gibi unsurlar da üstün yeteneklerin nasıl algılandığını etkiler. Özellikle sosyal adalet bağlamında, marjinal gruplardan gelen bireylerin üstün yetenekleri genellikle göz ardı edilir. Bir örnek vermek gerekirse, mülteci veya yoksul ailelerden gelen çocuklar, eğitimde genellikle fırsat eşitsizliğiyle karşı karşıya kalır. Bu grupların üstün yeteneklerini keşfetmek, toplumun onları “sadece zeka” ile sınıflandırmasından daha farklı bir bakış açısı gerektirir.

Geçtiğimiz günlerde bir etkinlikte, doğu kökenli bir gencin üstün müzik yeteneği hakkında konuşuluyordu. Ancak çoğu insan, onun yeteneğini “istediği kadar çaba göstermiştir” şeklinde yorumlarken, toplumsal cinsiyet ve etnik kökeni nedeniyle daha az övgü aldı. Zeka ve yetenek, bazen sınıflandırıldıkları yerler nedeniyle engellenebiliyor.

Sonuç

Üstün zeka ve üstün yetenek, toplum tarafından farklı şekillerde tanımlanabilir. Bu kavramların toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet ile ilişkisi, günlük yaşamda sıkça gözlemlerle karşımıza çıkar. Zeka, genellikle bireysel bir başarı olarak görülürken, yetenek daha geniş bir perspektife sahiptir. Ancak toplumsal yapı, bu yeteneklerin nasıl algılandığını ve takdir edildiğini önemli ölçüde etkiler. Cinsiyet, etnik kimlik, sosyal sınıf gibi faktörler, bu iki kavramın hem görünürlüklerini hem de değerlerini şekillendirir. Gerçek şu ki, toplumumuzda üstün zeka ve üstün yetenek her zaman eşit şekilde takdir edilmiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort ankara escort
Sitemap
betcivdcasino güncel girişilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresibetexper.xyzm elexbet